DersForum

Hoşgeldiniz
 
AnasayfaAnasayfa  KapıKapı  SSSSSS  AramaArama  Üye ListesiÜye Listesi  Kullanıcı GruplarıKullanıcı Grupları  Kayıt OlKayıt Ol  Giriş yap  

Paylaş | 
 

 Osmanlı Toplumunda Çingeneler

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
onurcanaydemir
Özel Üye
Özel Üye
avatar

Erkek
Mesaj Sayısı : 439
Yaş : 20
Nerden : Mz İ.Ö.O 6A sınıfı
İş/Hobiler : Satranç
Lakap : Ödev Canavarı
Uyarı :
Ruh Hali :
Takım :
Sanal Hayvan :
İşletim Sistemi :
Ülke :
Cinsiyet :
Kayıt tarihi : 26/08/08

MesajKonu: Osmanlı Toplumunda Çingeneler   Cuma Ağus. 29, 2008 2:11 pm

Osmanlı Toplumunda Çingeneler


M. Tayyip GÖKBİLGİN





Avrupa'nın muhtelif yerlerinde, İran, Belücistan v.b. gibi, Asya
memleketlerinde, Mısır'da, şimali Afrika'da ve Amerika'da yaşayıp,
lisanları, yaşayışları, bedeni ve ruhi vasıfları ile diğer milletlerden
ayrı bulunan, ekseriya gezici bir kavme verilen adlardan Türkiye'de
kullanılanıdır. Bu kavmin muhtelif isimleri başlıca iki menşe'e irca
edilebilir. Bazıları Çingene ve bazıları da egyptus ("kıpti") kelimesi
ile alakadar görürler; fakat bundan başka da Hind dilinde toyeng
(musikişinas, dansöz) kelimesi ile veya athinganus (Athos, Aynoros) rum
keşişleri ile alakadar bulanlar veyahut brahman kitaplarında paryalara
verilen çandala adının muharref bir şekli telakki edenler vardır.
Çingenelerin lisanslarını hindlilerinki ile mukayese etmek suretiyle,
onlar ile akrabalıkları açık bir şekilde isbat olunduktan sonra,
vaktiyle İndüs sahillerinde yaşayan çangar veya zingar denilen halkın
adını taşıdıklarını ve kendilerinin de onlardan geldiği hemen
umumiyetle kabul edilmiştir. Çingenelerin Balkan milletlerinde, orta
Avrupa ve İtalya'da adları Türkçedeki Çingene kelimesinin muhtelif
şekilleridir: ciganin (bulg.) (ciganu rumen ve buradan macar. cigany ve
daha sonra çekceden çinkan), zigeuner (alm.) zingari (ital.) cingano
(venedik.) ve tsigane (frns.). Diğer taraftan, Çingenelerin Mısır'dan
neş'et ettiği farz ve kabul edilerek bunlara kıpti denilmiştir ki,
gipsy (ingil.) agypciano (eski ispanyol.), gitano (bugünkü ispanyol.),
gitane (frns.) kelimeleri bundan gelir. Fransızların bunlara ilk defa
Bohemya'dan geldikleri ve çek krallarından aldıkları müruriye ile bazı
hakları tanıyan ve sikaları gösterdiklerinden dolayı, bohemien,
holandalıların ise, evvela Macaristan'dan geldikleri için, ungern ve
sonra, Danimarka ve İsveç de olduğu gibi, tatar oldukları zannı ile
tatern veya tötern yahut putperesliklerine işaretle, heidenen demeleri,
Çingenelerin ne kadar muhtelif adlar ile anıldıklarını gösterir. (Şark
memleketlerindeki adları ve menşeleri için bk. mad. LULİ ve ZOT).
Bunlardan başka halk arasında, teklifsizce, Türkiye'de pırpırı,
kara-oğlan Finlandiya'da mustalöinen ("kara"), Macaristan'da faraonepe
("firavun kavmi ve firavun oğulları"), Yunanistan'da zapari, şark
ermenileri arasında boşa denilir. Fakat Çingeneler kendilerine rom
("insan") bazan da kalo ("kara") derler.



Bir kısım Çingeneler memleketlerinin küçük Mısır denilen yer olduğunu
ve bu memleketin fazla kalabalık ve geçimi dar olması dolayısı ile
hicrete mecbur kaldıklarını söylemişlerdir. Küçük Mısır, Strassburg
kronikçisi (XVI.asır sonu) Specklin'e atfen Batailard'ın söylediğine
göre, Epir'dir. Diğer taraftan Thököly İmre'nin katibi Komaromi Janos'e
göre, XVII. asır sonlarında İzmit civarına küçük Mısır tesmiye
edilmektedir ki, Çingeneler de, belki uzun bir müddet burada ikametten
sonra, Avrupa'ya buradan geçip dağılmışlardı. Çingenelerin Mısır'dan
çıktığı, daha İsviçre'de ilk defa görüldükten bir sırada (1419), Bern
kronikçisi Justinger Konrad tarafından ileri sürülmüşse de, aradan iki
asır geçtikten sonra bile, bu meseleyi ilmi bir şekilde ve dil
mukayesesi suretiyle Almanya'da Bonaventura Vulkanis (ölm. 1614),
isbata çalışıyordu ki, sonradan bir çokları bu tezi müdafaa
etmişlerdir. Çingenelerin menşe'lerinden uzun uzadıya bahseden Evliya
Çelebi "kavm-i kababete" dediği ve "kavm-i amalikanın" inkirazından
sonra Mısır'da, Firavun'un bu kavimden olduğunu ve uzun müddet
hakimiyet kurduklarını bildirdiği Çingene kavminin asıl vatanını
Mısır'a bağlamakta ve bunların Firavunlar zamanından beri Rumeli'ye,
bilhassa Gümülcine'ye geldiklerini ve "Mısır hakkı için ve
Gümülcine'miz hakkı için" diye yemin etmek suretiyle, asıl vatanları
ile o zamanki vatanlarını işaret ettiklerini kaydeder.



Bizans kroniklerine göre, 835'te Kilikya'da Anazarbas (Aynzarba,
Anavarza) şehrinde bir Çingene grupunun mevcudiyeti anlaşılmaktadır.
X.-XIV. asırlarda bir çok Çingene grupları İran tarafından gelerek,
Suriye üzerinde veya bir müddet Bizans arazisi üzerinde kaldıktan
sonra, Mısır ve şimali Afrika ya geçtiler ki daha sonra buradan İspanya
ve Avrupa'ya da yayıldılar. Daha ehemmiyetli gruplar Frygia, Bithynia
ve Hellespontus'tan geçerek, Balkanlara ve oradan Avrupa'ya
dağılmışlardır. öyle görülüyor ki, balkan yarım adasının mühtelif
yerlerinde ve bilhassa Peleponez'de, birkaç asır kalmışlardır. Bir çok
yerde, bilhare Mora rumları arasındaki dahili harpler zamanında veya
osmanlı fütuhatı esnasında yıkılan ve mısırlı diye zikredilenlerin
Çingenelere ait olduğu muhakkak bulunan Giftocastron adındaki kale
harabelerinin mevcudiyeti bunu gösterir. Korfu adasına ait vesikalarda
XVI. asır içinde Çingeneler sık-sık bahis mevzuu idiler.



Yunanistan'dan buraya göçerek 1326'da frank baronlarının hizmetinde
bulundukları kaydedildiği gibi, 1370'ta, yerli vassal olarak, adları
geçer. Bu adada, 1396'da Anjou hanedanından venediklilere intikal
ettiği vakit, bir foedum acingarum ("Çingene cemaati") bulunuyordu.
Daha sonra XV. asırda bir bizans şairi. Mazaris, Peleponez'de yerleşen
7 milletten birinin de Kıptiler yani Çingeneler olduğunu kaydettiği
gibi, yine bu asır içinde Mora'dan geçen seyyahlar Modon şehri yanında
birçok Çingeneler yaşadığını söylerler. Sırp kralı Stephan Duşan
1348'de Çingenelere bir manastır vermişti. 1370'te Eflak'a geçen
Çingenelerden 40 aileye 1387'de voyvoda Mırcea'nın yer verdiğini
görüyoruz. Yine bu asrın sonlarında Erdel'e de göçmüşlerdi. Almanya'da
ilk defa 1417'de görünen Çingenelerden, Alberto Krantius Saxonia adlı
eserinde uzun-uzadıya bahseder ve bunlara da grande banda der.
Çingeneler 1427'de Fransa'da 1433'te İtalya'da görünmüşler ve bundan
sonra düğer Avrupa memleketlerine de yayılmışlardır. Bunlar
İngiltere'ye XIV. asırda geçmişlerdir. Amerika'ya münferit surette
muhaceretleri XIX. asırdadır.



Çingeneler, Avrupa'da ilk göründükleri vakit iyi karşılandılar. XV.
asrın sonlarında Papanın himayesini temin ettikleri gibi, her
memlekette hükümdarlar ve prensler trafından ihsanlar, imtiyazlar ve
hediyeler aldılar. Fakat çok geçmeden bunun bir aksülameli oldu ve
hemen her yerde, bilhassa Türklere, casusluk yaptıkları suçu
yüklenerek, takiplere ve tazyiklere maruz kaldılar. XVI.-XVIII.
asırlarda Çingeneler hakkında, çok defa ölüm cezasını da ihtiva eden,
şiddetli karar ve hükümler verildi. En büyük itham mevzuu büyü yapmak,
çocuk çalmak ve insan eti yemek suçları idi. Habis ırk olarak, her
yerde tel'in ediliyorlardı. İngiltere, Fransa ve Lehistan'da XVI.
asırda, Çingenelerin imhası hakkında, resmi makamlarca tedbirler
alındı. Bunun neticesi olarak, Fransa'da, ancak küçük bir Çingene
grupu, Basklar arasında kalabildi. Lehistan'da ve İngiltere'de, kıral
dedikleri reislerinin idaresinde, pek güçlükle ve mütemadiyen azalmak
suretiyle yaşayabildiler. Çingenelere karşı girişilen bu imha
hareketlerine XVII. asırda İsveç'te, Danimarka'da, uzun müddet kilise
ve hükümet makamları tarafından İtalya'da, XVIII. asırda Avusturya ve
Rusya'da devam edildi. Nisbeten daha az tazyik gördükleri yer Eflak ile
Macaristan'dı. Maamafih Eflak'da da esir sınıfına mensuptular. Hür
vatandaşların haiz oldukları haklardan mahrum idiler. XVIII. asır
nihayetinden itibaren, Çingenelerin iskanları hususunda bütün Avrupa'da
alınan tedbir ve kararlar sayesinde, vaziyetleri iyileşmeğe başladı ve
bazı şartlar altında serbestçe hareket edip, bir takım sanatlar ile de
meşgul olabildiler.



Çingeneler her yerde voyvoda, çeribaşı, kıral v.s. namlarını taşıyan
reislerin idaresi altında, Çingene çergesi denilen çadırlarda göçebe
hayatı yaşarlar. Reisleri idare ettiği Çingene kabilesinin hakimidir.
Çingeneler bulundukları memleketin kanunlarına ve içinde yaşadıkları
milletin lisan, din ve adetlerine kolaylıkla alışırlar. Bununla
beraber, kendilerine mahsus vasıfları her yerde muhafaza etmişlerdir.
Bütün Çingeneler lisan, bedn yapısı, ahlak ve adet, yaşayış bakımından,
birbirine benzerler. Göçebe Çingeneler bir nevi mader şahi aile şeklini
muhafaza ederler. Evlenen Çingene erkeği, kız tarafının mensup
bulunduğu kabileye girer. Doğan çocuk o kabilenin malı sayılır. Erkek
kadından, çadır, çadır eşyası, araba, at v.s. gibi, "Drohoma" ister.
kabilenin en ihtiyar kadını Çingene adetlerinin muhafazasına dikkat
eder ve her kese nasihat verir. Bir Çingene için en büyük ceza,
kabilesinden tard edilmektir. Çingenelerin kişlak ve yazlıkları vardır.
Kışlaktan nisana doğru ayrılır ve yayladan da teşrin I. ortasında
dönerler. Kışlakları hemen daima aynı yerdedir. Köylerin haricinde,
ekseriya bir su başında çadırlarını kurarlar. Çingeneler bulundukları
memleketin dinini kolaylıka fakat zahiren kabul ederler. İsmen islam
veya hıristiyan olurlar. Avrupa'da kilise, Çingenelri hıristiyan yapmak
için, çok çalışmışsa da, onlar kendi din ve hüviyetlerini muhafaza da
sebat ve taasup göstermişler ve zahiren vaftizi kabul etmekle beraber,
kalben kendi dini an'anelerine bağlı kalmışlardır. Müslüman olanlar
camiye gittikleri ve hatta bazan imamları dahi bulunduğu halde, Evliya
Çelebi'ye göre, "kafirler ile kızıl yumurta, müslümanlar ile kurban
bayramı ve yahudiler ile kamış bayramları" yapmışlardır. Çingeneler
hemen her yerde kalaycılık, bakırcılık, sepetçilik, at canbazlığı ve
kerpiç dökücülüğü gibi işler yaparlar; Mmafig,h avrupa'da ilk
göründükleri zaman bu işler ile uğraştıklarına dair bir kayıt yoktur.
Kadınları falcılık yapar veya ilaçlık ot toplayıp, satarlar. Çingeneler
yerleşmeğe başladıklarından beri bulundukları memleket halkları ile az
çok karışmışlardır. Hatta bugünkü Çingenelerin büyük bir kısmının asıl
Çingeneler ile yerli halkın karışmasından hsıl olduğu ileri
sürülmektedir. Yerleşik hayata geçen Çingeneler köylerin kenarlarında
ayrı bir mahalllede ikamet ederler. Bunlar arasında, bilhassa
Macaristan ve Romanya'da, kuvvetli musikişinaslar yetişmişti.
Çingenelerin kıyafetleri, hemen her yerde, mahalli adetlere uygundur.
Ancak kadınları göz alıcı renklerden hoşlanırlar. Bütün dünyada
4.000.000 kadar Çingene olduğu tahmin edilmektedir ki, bunun
1.000.000'u Romanya'dadır.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://dersforum.eniyiforum.net
onurcanaydemir
Özel Üye
Özel Üye
avatar

Erkek
Mesaj Sayısı : 439
Yaş : 20
Nerden : Mz İ.Ö.O 6A sınıfı
İş/Hobiler : Satranç
Lakap : Ödev Canavarı
Uyarı :
Ruh Hali :
Takım :
Sanal Hayvan :
İşletim Sistemi :
Ülke :
Cinsiyet :
Kayıt tarihi : 26/08/08

MesajKonu: Geri: Osmanlı Toplumunda Çingeneler   Cuma Ağus. 29, 2008 2:12 pm

Osmanlı İmparatorluğu'nda Çingeneler





Hukuki vaziyetleri. XVI. asrın başlarından itibaren, Rumeli'deki
Çingeneleri, askeri maksatlar ile vücuda getirilen diğer bazı
teşekküller gibi, bir teşkilata bağlı görüyoruz. Mekezi Kırkkilise olan
ve Eski Hisar-ı Zağra, Hayrabolu, Malkara, Döğenci-Eli, İncügez,
Gümülcüne, Yanbolu, Pınar-Hisar, Pravadi, Dimetoka, Ferecik, İpsala,
Keşan ve Çorlu mıntıkalarını ihtiva eden bir Çingene livası ihdas
eedilmiş ve Çingeneler vaktiyle anadolu'da vücuda getirilip, sonradan
Rumeli'ye de naklonunan müsellem teşkilatına sokulmuştu. Yine Rumeli'de
mevcut Çirmen, Kızılca ve Vize müsellemlerinden ayrı bir liva olan
Çingene müsellemleri de 938 (1531)'de, diğerleri gibi, 3-4 müsellem ile
9-12 yamaktan mürekkep ocaklar halinde tahrir edilmişti ki,
müsellemleri, seferlerde yamaklarından avarız-ı divaniye karşılığı
olarak, 50'şer akçe harçlık alıp, nöbetle iştirak ederlerdi. Sefer
olmadığı zaman, hiç bir şey almazlar ve hizmete alınan nöbetli müsellem
de o senenin agnam vergisini (adet) vermezdi. Müsellemlere ayrıca birer
çiftlik mikdarı yer tahsis edilmişti. Çiftliğin hasılatını sefere giden
alır, nöbetli olmayanlar da, yamaklar gibi 50'şer akçe harçlığı ve
öşürlerini "eşen müselleme" verirlerdi. Bazan zaruret halinde, üçü veya
dördü de hizmete alındığı takdirde, çiftlik hasılatını ve yamakların
50'şer akçe harçlığını aralarında mütesaviyen taksim ederlerdi. Çingene
müsellemlerinin de vazifesi seferde top çekip yol yapmak ve askere
erzak taşımak gibi, geri hizmetleri idi. Müsellemlerin başında
çeribaşıları (seraskeran) olan tımarlı sipahileri bulunuyordu ki,
tahrir defterlerinde bunların statüleri (kanun-i seraskeran-ı liva-i
çingane) ayrıca tesbit edilmişti. Buna göre, timarlarında olan
göçebelerin resimleri "resm-i haymane" olarak, kendilerinindir. Buna
mukabil sancak beyinin haslarında sakin olan göçebelerin vergileri
çingane livasının sancak beyine aitti. Çeribaşı, timarındaki cürüm ve
cinayet resmi ile 'arus (gerdek) resminin yarı hasılatını alır, yarısı
ise, sancak beyine verilirdi. Fakat badihava resimleri tabir olunan
vergiler (yuva, kaçkon v.s. resimleri) tamamen çeribaşınındı. Böyle bir
timarda Böyle bir timarda bulunup da yürük, tatar, canbaz gibi askeri
ve yağcı, küreci gibi mali ve iktisadi sınıflara mensup olanlardan
ziraat ile meşgul ve çiftlik tutan kimseler, birinciler 12, ikinciler
20 akçe olmak üzere, resm-i çiftlerini çeribaşıya verirlerdi.



Bu livanın çeribaşıları Çingene olmayıp, bilakis öteden beri timarlu
sipahileri sınıfına mensup beyzade ve sipahizadedir. Bunların timarları
livanın muhtelıf mıntakalarında olup, kendileri de bir veya birkaç
nahiyenin müsellemlerini sefere sevkederdi. Mesela 938'de çingane
livasının bir timarlu sipahisi Yanbolu'da muhtelif köylerde 11.463 akçe
varidatlı bir timara ve kızılağaç Yeniçe'sinde bir köyde 1555 akçe
varidatlı ayrı bir timara sahiptir ve kendisi seferde bu iki yerden
başka Keşan, Malkara, Gümülcüne v.s. gibi yerlerin müsellemlerini de
idaresi altına almaktadır. Diger taraftan çingane livası timarlıları
arasında dergah-ı ali çavuşlarından ve serkürekcilerinden bazılarının
da bulunduğu görülmektedir. Hatta bu tarihte Rumeli kethüdası Hüsam
Bey�in, 963/1555'te Rüstem paşa�nın ve serhazinedar Piri Ağa'nın bu
sancak teşkilatı arasında hasları vardı.



Çingane livası sancak beyine gelince, bazen çingane müsellemleri
zabiti, bazen Kırkkilise sancağı müsellemleri beyi denilen bu,,
mirliva-i çingane", aynı zamanda, Vize yürükleri subaşı ve Vize
müsellemleri zabitidir ve ekseriya, çingane sancağını yazan defter
eminleri bunları Vize müsellemleri ve bazan da Vize yürükleri ile
birlikte kaydetmişlerdir. Gerek sancak beyi, gerek çericibaşıları, has
ve timarlarından, yukarıya bahsettiğimizden maada diğer bazı aynı ve
nakdi vergilerde alırlardı. Mahallin hususiyetine göre, çeşit ve
miktarları değişen bu vergiler arasında, mesela, buğday, arpa, yulaf,
burçak, nohud, bakla gibileri bulunduğu gibi, öşr-i kovan (bal
vergisi), öşr-i bağ, öşr-i bostan, öşr-i ketan, resm-i asiyabi
(değirmen vergisi), resm-i ağıl v. b. nevinden olanları vardır.



Müsellenlere tahsis edilen çiftlikler veya bu çiftliklerin bir kısmını
teşkil eden zeminler, mezraalar bazen, muhtelif tahrirlerde başka başka
müsellemlere ocak yazıldıkları için, bir ihtilaf mevzuu olmakta ve
meselenin halli ait olduğu mıntaka kadısına bırakıldığı gibi,
çeribaşılara tımar olarak verilen köylerede müdahale yapıldığı vaki idi.



Murad III. devrinden itibaren, diğer askeri teşkilat gibi, Çingene
teşkilatı da bozulmağa başladı. 987/1579�de, İran harbi sırasında,
Bender tarafına hizmete memur edilen Çingane müsellemleri, defterin
teslim edilmediğini bahane eden yamakların harçlık vermemeleri
yüzünden, vazifelerine gidememiş ve Çingeneleri yola getirmek hususunda
Kırkkilise, Hayrabolu ve Babaeski kadılarına emir ve hükümler
gönderilmesine mecburiyet hasıl olmuştu. Diğer taraftan devlet ve saray
ricalinin yolsuzlukları cümlesinden olarak, sipahi tımarları ve hatta
zeametler Çingenelere tevcih edilmeğe başlandı. Nihayet, XVII. asır
başında, umumiyetle yayalar ve müsellemler gibi, çingane müsellemleri
de kaldırılmış ve mukataaya bağlanmıştır. 1032 (1622)'de Rumeli
Çingenelerinin cizye ve ispençlerinin (bir nevi şahsi vergi) kıptiyan
nezareti muhasebesi kaleminden iltizam suretiyle ve mukataa şeklinde
Sipahi-zadelerden İbrahim Bey'e tevcih edildiğini görüyoruz ki,
1555'teki çingane livası hasları, timarları ve ocakları hasılatı yekunu
(6.244.462 akçe) bu tarihteki mukataa icmalidir. Bu mikdardan ne
kadarının hangi vazife sahiplerine saliyane, mevacip veya ocaklık
olarak verildiğini bildiğimiz gibi ne kadarının Sultan Ahmed camiine,
Edirne'deki Sultan Beyazıd evkafına veya Edirne'deki hassa cerrahları
ile Hassa suyolcularına v.s.ye tahsis olunduğunu tesbit edebilmekteyiz.



Rumeli çinganeleri, mukataaya bağlandıktan sonra da, hususi durumlarını
muhafaza etmişlerdi. Diğer reayanın ödediği avarız-ı divaniye ve diğer
resimlerden muaf (taife-i kıptiyan kadimden mafruz al- kalem ve maktu
al-kıdem serbest) tutuluyor, buna karşılık maktu olarak senede müsellem
olanlarından 655'er akçe alınıyor, fakat cizye talep olunmuyordu.
Hıristiyan olanlardan ise 730 akçe alınıyordu. XVII. asrın sonlarına
doğru kıptiyan mukataasına serhad Çingenelerinin de (kıptiyan-ı
serhadluyan) 830.000 akçe maktu'a ve cizye ile dahil oldukları
görülmekte ve Serez, Ohri, Filibe, Niğbolu, Silistre ve Prezerin gibi
yerlerdekilere de teşmil olunmaktadır. Bu sırada cizye veren
Çingenelere, Balkan yarım adasının her tarafında, bilhassa, Elbasan ve
Avlonya gibi Arnavutluk taraflarında ve Üsküp, Vulçetrin, Preştine
havalisinde, Mora, İnebahtı ve Karlıeli'nde, Ege adalarından bir
çoğunda rastlanmakta idi. Çingane mukataasına, bu sırada, Anadolu'da
İzmit ve Bursa'nın da dahil olduğunu görüyoruz. D'Ohsson'un,
Anadolu'daki kıptiler hakkında sarih olmayan kaydı buna telmih olsa
gerektir.



Çingenelerin vergisi, Avusturya harpleri yüzünden devletin fazlaca para
sıkıntısı çektiği bir sırada, Mustafa II.'nın ilk saltanat senesinde
(1106=1695) hayli arttırıldı. O zamana kadar 45.000 kuruşa toptan
verilen bu mukataanın, bundan sonra, hıristiyanlara tatbik edildiği
şekilde, evrak ile cibayet olunmasında miriye çok fayda te'mini
düşünülerek, Rumeli ve Anadolu'daki Çingenelerin yekunu 45.000 kişi
(erkek ve büyük) ve bunlardan 10.000'i islam ve 35.000'i hıristiyan
olduğu tahmin edilmiş, müslümanlarına 5, hıristiyanlarına 6 kuruş tayin
olunarak, hasıl olan 260.000 kuruşun parça parça, diğer havass-ı
humayun mukataaları gibi, talibine satılması ferman olunmuştu (krş.
Raşid, Tarih, II, 328 v.d.). Buna göre XVIII. asrın birinci yarısında,
cizye ve maktuaların cibayeti yer yer muhtelif şahıslara havale
edilmekte olduğu için bundan sonra Çingenelerin mali mükellefiyetleri,
bazan da suistimaller ile, artmış, bunun neticesi olarak, Çingenelerin
birer suretle cizye ve maktua resmi ödemekten kaçındıkları ve bazı
kimselerin de bunları himaye ettikleri görülmüştür (krş. Başvekalet
arşivi, İbnülemin, dahiliye, tarih 1116, 1136, nr. 2516, 2622).
Muhtelif yer ve zamanlarda devam eden bu gibi hallerin önüne geçmek
maksadı ile, 1155 (1742)'te, padişahın yıllık masrafına tahsisen hassa
bazirgan başısına ocaklık tayin edilen İstanbul, Edirne, Çirmen ve
Kocaeli sancakları dahilindeki Çingenelerin cizye ve maktuaları ile
miri mallarının tahsiline kadı, mütesellim, voyvoda, selatin evkafı
zabitleri v.s. taraflarından mümaneat gösterilmemesi hakkında
alakadarlara divan tarafından emir ve hükümler gönderilmesine
mecburiyet görülmüştü. Bazı yerlerdeki çingane cizye ve maktualarının
saray mensuplarına ocaklık suretiyle verilmesi keyfiyeti XIX. asır
başlarında da henüz cari bir usuldü. Halbuki, vukua gelen harpler
dolayısiyle, Çingeneler, yaşayışları itibariyle de kolaylık görerek,
sık sık yer değiştiriyor ve mukataa mültezimleri ile ocaklık
sahiplerini müşkül mevkie ve ehemmiyetli zarara sokuyorlardı. Böyle bir
zaruretin de sevki iledir ki, tanzimattan sonra bir taraftan
Çingenelerin tahrirleri ile iskanları cihetine gidilmiş, diğer taraftan
da vergilerinin cibayetinde daha başka esaslar aranmıştır. Öyle
görünüyor ki, Çingenelerin tesbit ve ve tahrirleri yolunda yapılan
teşebbüsler, imparatorluğun en uzak mıntıkalarında bile başarı ile
neticelenmiş, mesela doğu Anadolu'da, Diyarbekir, Beşiri, Çapakçur,
Midyat, Mardin havalisindeki müslüman Çingeneler ayrı ayrı tesbit
edildiği gibi, Bosna'da da iskan şekilleri ile kimseye zarar ve
ziyanları olmamak üzere, mürur nizamına tevfikan vakit ve mevsiminde
göçüp gitmeleri te'min olunmuştur.





İşleri, yaşayış ve adetleri. Çingenelerin XV. asırda Anadolu'da ve
Rumeli'de nerelerde ve nasıl bulunduğunu tayine yarayacak elimizde,
şimdilik, tarihi kayıtlar yoktur. Ancak Selim I.'in Çaldıran seferi
esnasında Erzurum'dan sonra konakladığı yer, Kara-Çingene adlı bir köy
olduğuna göre Çingenelerin, her halde XV. asır nihayetlerinden itibaren
Anadolu'da yerleşmiş bir halde de bulundukları anlaşılmaktadır.
Anadolu'nun bir çok yerlerinde Abdal adını taşıyan fakat halk arasında
-kendileri bu isnadı asla kabul etmemekle beraber- Çingene addolunan
zümreler vardı ki, bunlar da hemen umumiyetle Çingenelerin görünüşünde
idiler ve meşguliyetleri aynı idi. Ahmed Vefik Paşa'ya göre, Hasan
Abdallu taifesi de Ankara civarında ve Kızanlık'da yaşayan bir Çingene
taifesi idi. XVI. asrın ikinci yarısına ait diğer kayıtlardan hususiyle
garbi Anadolu'da Çingene taifesinin kalabalık bir halde bulunduğunu
görmekteyiz. 975/1567'te Beyşehir beyine, 977/1569'de Antalya, Aydın ve
Saruhan kadılarına verilen emirlerden öğreniyoruz ki, Çingeneler,
gurbet adı verilen yine göçebe bir taife ile birlikte, o mıntıkalarda
huzursuzluk amili olmakta, yolları keserek adam soymak, tarla ve
harmanlardaki mahsulu yağma etmek, hatta mescidlerin kilim v.b.
eşyasını kaldırarak "şer'e dahi itaat" göstermemek suretiyle ahaliyi ve
devlet otoritelerini kendilerine karşı mücadeleye mecbur etmektedirler.
Çingenelerin Rumeli'de de daima at besleyerek bu gibi yolsuzluklara
teşebbüs ettiği görüldüğü içindir ki, gurbeet ve Çingene taifesinin ata
binmemesi, zaruret halinde, eşeğe ve arabaya binmesi, at ve kısrak
beslememesi, hatta İstanbul'da at canbazlığı yapmaması müteaddit
emirlerde ve Rumeli'deki sancak beylerine, Kırkkilise ve İstanbul
kadılarına bildirilmiştir.



Kendilerine İstanbul'da Edirnekapısı dahilinde, öteden beri, bir yer
gösterilmişken sonra bir yolunu bularak, XVIII. asrın ortalarında,
şehrin iç mahallelerine kadar sokulmuş, Fatih camii civarında büyük
Karaman ve Dülger-zade mahallelerindeki odalara yerleşmiş ve mürtekib-i
nevahi ("suç işler") olarak tanındıkları için, vuku bulan şikayetler
üzerine eski yerlerine, şehrin kenarlarına çıkarılmalarına mecburiyet
görülmüştü. Zaten daha evvel de, Çingenelerin daha başka türlü yolsuz
hareketlerinin önüne geçmek üzere zaman zaman şiddetli hükümler
çıkarılmıştı. Çingenelerin İstanbul'a Gümülcene'den ve Menteşe
sancağından Fatih tarafından getirilip yerleştirildiklerini Evliya
Çelebi kaydeder. Mamafih Yenibahçe, Sulukule, Ayvansaray, Üsküdar,
Kasımpaşa semtlerine de bilahare yerleşmişlerdi. XIX. asrın ikinci
yarısında, Paspati'ye göre, İstanbul'da 140 Çingene ailesi vardı.
Silivri, Çorlu, Çatalca, Büyükçekmece ve Tekirdağ kasaba ve
şehirlerinde yerleşmiş Çingeneleri de tesbit eden (123 aile) ve
bilhassa Osmanlı imparatorluğundaki Çingenelerin dillerini inceleyen bu
müellif Rumeli'nin diğer yerlerinde de yerleşenlerin göçebelere nazaran
çok az olduğunu tasrih ve bu hususta yanlış rakam ve malumat veren Ami
Boué'yi tenkit etmektedir.



Göçebe ve yerleşmiş Çingeneler arasında gerek dil, gerek yaşayış ve
adet bakımından ehemmiyetli farklar meydana gelmiştir. Göçebeler,
kendilerine mahsus vasıfları ve dillerinin hususiyetlerini muhafaza
ettikleri halde, yerleşenler yerli halk ile karışmalarından dolayı, hem
dillerine Türkçe ve rumca kelimeler girmiş, hem de göçebe Çingene adet
ve yaşayışını terk etmişlerdi. Yerleşmiş Çingeneler göçebeler ile
temastan çekinir ve onları cail ve kaba bulurlar. Buna mukabil
göçebeler de onları hakir görür ve "kalp Çingene, kalpazan Çingene,
reaya Çingenesi ve Lakhos" adları ile tesmiye ederdi. Göçebeler
dillerine Çingenece romanes demektedirler. Paspati'ye göre, Rumeli
Çingenelerinin dili Avrupa ve Amerika'da dağılmış bütün Çingene dilinin
anasıdır. Çingeneler Türklere ve umumiyetle müslümanlara khorakhai
adını verirler. Rumlara verdikleri umumi isim Balamo'dur. Hıristiyan
Çingenenin adı da balamorom'dur. Bulgarlara das, arnavudlara da çibano
adını vermişlerdir.



İstanbul'da yerleşenler, ekseriyetle Macaristan ve Romanya'daki çigan
orkestraları derecesinde olmamakla beraber, musikişinas olurlar. Fakat
Çingenelerin asıl görülecek hayatı harman yerlerinde, çergilerde,
sepetler, maşalar, saçayaklar, ayılar, fal çıkınları arasındadır. İlk
baharda kışlaktan çıktıkları zaman İstanbul civarındakiler ya
Büyükdere'de veya Çırpıcı ile Çörekçi arasında, dere kenarında çadır
kurar, kakkava tesmiye ettikleri ve tencere bayramı demek olan 3 günlük
hususi bayramlarını kutlar, bu müddet zarfında mütemadiyen şarkı
söyler, oynar, birbirlerine ziyafet vererek eğlenirlerdi. Bayram
sonunda çeribaşı senelik vergisini toplar, sonra dağılırlardı; rumi 23
nisana (6 mayıs) tesadüf eden ve Paspati'nin devrinde Rumeli'nin bir
çok yerlerinde tatbik edilen bu bayram, bazılarına göre, aidatını
kolaylıkla toplayabilmesi için çeribaşılar tarafından adet olarak
konmuş ve Çingeneler vergilerini başka usuller ile vermeğe başladıktan
sonra artık bundan vazgeçmişlerdir.



İstanbul'da ayı oynatanlar bu Çingenelerdendi. Bunların hususi adları
Orsar'dır. Evliya Çelebi, esnaf-i ayıciyandan bahsederken, Balat'ta
sakin "pirsiz kıptiler" olduklarını, avcı başılara mensup bulunup,
alaylarda 70 kadarının resm-i geçide iştirak ile Alay köşkü önünden
geçtiklerini, o devirdeki meşhur ayıcı Çingenelerden Kar-yağdı,
Bin-bereket, Bazu-oğlu v.s. gibi kimseler bulunduğunu kaydetmektedir.



Çingenelere ait dilimizde "Çingene düğünü, Çingene kavgası, Çingene
borcu, Çingene çergesi gibi oradan oraya sürer, Çingene çalar Kürt
oynar, Çingene evinde musandıra" gibi tabir ve darb-ı meseller
kalmıştır. Diğer taraftan Ahmed Mithat Efendi'nin Kağıthane'deki bir
Çingene kızının kendisine karşı alaka gösteren bir İstanbul'lu
tarafından tebiye ve tahsil ettirilerek olgunlaştığını gösteren bir
romanı ile Osman Cemal Kaygılı'nın, Topçular'da ve Erenköyü ile
Çamlıca'da Çingeneler arasında hayatı tasvir eden, aynı zamanda
İstanbul'un muhtelif yerlerinde yerleşmiş meşhur çalgıcı Çingeneleri
anlatan orijinal romanını, çinganalarin romancılığımıza da mevzu teşkil
eden birer misali olarak zikretmek lazımdır.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://dersforum.eniyiforum.net
 
Osmanlı Toplumunda Çingeneler
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
DersForum :: Kitap Özeti-
Buraya geçin: