DersForum

Hoşgeldiniz
 
AnasayfaAnasayfa  KapıKapı  SSSSSS  AramaArama  Üye ListesiÜye Listesi  Kullanıcı GruplarıKullanıcı Grupları  Kayıt OlKayıt Ol  Giriş yap  

Paylaş | 
 

 HAYAT SÜPRİZLERLE DOLUDUR...işte bir örnek...

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
onurcanaydemir
Özel Üye
Özel Üye
avatar

Erkek
Mesaj Sayısı : 439
Yaş : 20
Nerden : Mz İ.Ö.O 6A sınıfı
İş/Hobiler : Satranç
Lakap : Ödev Canavarı
Uyarı :
Ruh Hali :
Takım :
Sanal Hayvan :
İşletim Sistemi :
Ülke :
Cinsiyet :
Kayıt tarihi : 26/08/08

MesajKonu: HAYAT SÜPRİZLERLE DOLUDUR...işte bir örnek...   Cuma Ağus. 29, 2008 2:00 pm

Almanya'nın hamburg kentinde anne-babasının bitmek bilmeyen kavgalarından ve tartışmalarından çocukluğunu yaşamaya bile fırsat bulamayan küçük bir yürek kurtuluş mu hapis mi ne idüğü belirsiz bir hareketle yetimhaneye bırakılmıştır. çok geçmez bu minik yüreğin bu yetimhaneden kaçması. bir gece aniden karar verir ve birbirine bağladığı yatak çarşaflarını sarkıttığı yetimhanenin sayısız pencerelerinden birinden usulca süzülerek aslında düğümlediği çarşaflarla kimlerin hayatını birbirine bağladığından habersiz kaçar ve gider.

hamburg bir liman şehridir ve vakti zamanında saymaya bile ömrün yetmeyeceği bir kalabalıkta gemilere ev sahipliği yapmaktadır.
yetimhaneden kaçan bu minik yürek, sığınabildiği ilk limandaki ilk gemiye kendini atar ve miço olarak o gemide çalışmaya başlar.
günlerden bir gün bu gemi istanbul limanına gelir ticaret için. ilk görüşte aşka inanır mı bilmem ama, minik miço, kız kulesini gördüğü ilk anda kendini denize bırakır. minik kollarıyla kız kulesine doğru aşığına kavuşmak üzere var gücüyle ilerlerken gemidekilerin henüz haberi olmuştur bu olaydan.

o zamanlar kız kulesi istanbul'da cüzzamlı hastaların kapatıldığı bir tecrittir ki küçük miço bunu vücudunun son enerjisiyle tutunduğu kayalıklardan kız kulesine vardığında etleri vücutlarından ayrılmak üzere olan insanların iniltilerini duyduğunda büyük bir hayal kırıklığı ve iç burukluğuyla anlamıştır.

olay zamanın sadrazamına iletilir ve çocuğun gemiye teslim edilip edilmemesi sorulur. sadrazam "durun hele bir, bakalım çocuk neden kaçmış getirin öğrenelim" der ve savuşturur karşısında titremekte olan memurunu.

henüz 11 yaşında olan küçük miço sadrazama hayat hikayesini anlatır ve gemiye dönmek istemediğini yalvar yakar söyler. lakin gemidekiler ısrarlıdır, çocuğu amadan gitmeyeceklerdir. sadece tek bir çözüm vardır ki çoğu hayatı birbirine bağlayarak belki de bilmeden birçok insanın kaderini değiştirecek.

sadrazam küçük çocuğu evlatlık edinir, ve alman gemisinin artık herhangi bir iddiada bulunamayacağı gerçeği demir alması ve istanbul'u terketmesiyle belli olmuştur bile. genç miçoya mehmet ali adı verilir ve eğitimi bir sadrazam evladına yakışır bir şekilde gerçekleştirilir.

ülkenin en önemli komuta kademelerinden birine geldiğinde artık herkes onu 6 dil bilen eğitimi ve kültürü en üst kademe devlet yöneticilerinden biri olan "mehmet ali paşa" olarak bellemektedir.

ki kendisi bu sorumluluğun üstesinden rahatlıkla gelebileceğinden ötürü "berlin antlaşmasını" imzalayan heyetle beraber almanya yolunu tutmuştur.

almanya'ya gidip de çocukluğunun 4 yılını geçirdiği yetimhaneyi görmek istememek olmazdı ki mehmet ali paşa da bunu yaptı. çarşafları birbirine bağlayarak kaçtığı yetimhane penceresinden duygulu gözlerle bahçeyi izleyen paşa dönüşte almanya'dan çıkmadan linç edilerek öldürüleceğini bilmiyordu.

mehmet ali paşa öldürüldüğünde dört çocuk ve bir torun bırakmıştı ardında...

torununun adı pek yabancı gelmeyecektir kulağınıza: nazım hikmet

bir gün nazım bir gençle karşılaşır, hukuk öğrencisi bu genç yazdığı şiirleri nazım'a okutabilmek için günlerce çaba sarfetmişti. lakin ömer adındaki bu genç daha şiirlerini kendisine veremeden ikisi beraber tutuklanır ve çıkarıldıkları dördü hukukçu olmayan altı hakim kararıyla suçsuz yere hapse atılır.

ne olduğunu anlamadan yattığı 6,5 sene sonunda tahliye olan ömer, kendisine fatih'de bir oyuncakçı dükkanı açar. mahallenin, semtin çocuklarına kendi yaptığı oyuncakları yok pahasına vererek bir yandan geçinmeye bir yandan da okuluna devam etmeye çalışmaktadır. bir gün üstü başı kir pas içinde bir çocuk çalar ömer'in kapısını.

-bana burada iş verir misiniz?
-ne işi, sana nasıl iş vereyim küçüğüm, görmüyor musun karnımı zor doyuruyorum ben.
-...
-hadi gel hadi,

vicdanını hiçbir zaman dinginleyemeyen ömer çocuğu yanında işe almış, derslerinden ve oyundan arta kalan zamanlarda yaptığı oyuncakları boyama işini ona vermişti. bir gün yine bitirdiği boyama işlerinden evine gitmeden önce ömer abisine;

-ömer abi, bir gün benim de oyuncağım olur mu?
-senin hiç oyuncağın yok mu?
-yok abi,
-tamam tamam, sana söz bu akşam güzel bir oyuncak yapacağım sana, şimdi evine git.

hukuk derslerinden ve sınavlardan oldukça vakitsiz olduğunu bilmesine rağmen ömer gece oyuncağı bitirir.

bir kukla...

sabah gözlerini mutluluktan buğulandıran olay küçük yardımcısının kuklayı verdiğinde kendisini deli gibi sevindiren bu oyuncağı yaptığına her zaman şükreden bir insan olmasına sebebiyet veren sevinç gösterisiydi.

küçük usta, kuklasını alarak tüm arkadaşlarını toplamış ve o akşam hayatının ilk gösterisini gerçekleştirmekteydi.

o müjdat gezen'di.

Sunay Akın anlatımından... Gerçek bir deha...
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://dersforum.eniyiforum.net
 
HAYAT SÜPRİZLERLE DOLUDUR...işte bir örnek...
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
DersForum :: Kitap Özeti-
Buraya geçin: